Tarla. Gözalabildiğine tarlalar, eskiden sık sık gelirdi buraya, küçükken yani. Özlemişti bu manzarayı görmeyi. Mısırların arasında kaybolmuştu bir kaç sefer o zamanlar yetmiyordu boyu dışarısını görmeye şimdiyse içerisini görmeyeli yıllar olmuştu. Orda geçmişti yılları ama şimdi yabancıydı garip bir şekilde. Uzaklaşmak istemiş ve uzaklaşmıştı ama bir yandan seviyordu burayı. Burası oydu. Burası onun kendi gibi hissettiği yerdi. Çok yer gezmiş, görmüştü ama onun için "orası" burasıydı işte. Başladığı yerdeydi. Eline bir böcek kondu ilk anda irkilip geri çekildi.
*
Küçüktü evde canı sıkılmış daha da sıkılacağını bilse de diğerlerinden uzaklaşabileceği görünmeyeceği ve göremeyeceği bu mısır tarlasına saklanmıştı. İlk başta koşuyor gibiydi sonra yavaşladı, yorulmuştu. Yeterliydi heralde bu kadar. Yere oturdu. Oturdu sadece bir şey yapmadı. Bir süre sonra yukarı baktı güneş artık tepesinde değildi, mısırlardan güneşi göremese de hava aydınlık ama öğleni geçeli baya olmuştu. Vıııız
Vııız
Vııııııız
Vıııııııııııız
Bir böceğin, galiba sineğin sesi ama hiç bu kadar ses çıkardıklarını duymamıştı. Çok rahatsız ediciydi sonra sesin yanında bir koku da duydu. Duman kokusu. Yanık, ateş, yanıyordu, tarla yanıyordu! Gökyüzündeki dumanı görüyordu ama tüm gördüğü buydu dumanın nerden geldiğini bilmiyordu. Yanan mısır kokusu heryerdeydi. Ama yanan hiç bir şey görmüyordu.
Vııız
Tık
Sonra koluna,sağ koluna bir sinek çarptı biraz yalpaladı ardından sola doğru yoluna devam etti. Ardından daha fazla sinek geçti hepsi aynı yöne doğru gidiyordu. Koşmayı başladı o da sineklerin peşinde. Saatlerdir hareketsiz ayakları karıncalanmış ilk adımlarının yere değdiğini hissetmiyor ama yine de koşuyordu. Şükretti sineklere...
*
Uyuduktan Sonra
Gönderen Crawley 3 Ağustos 2010 Salı zaman: 13:50 0 comments
Şehrin en eski ve en uzun (ilk olana saygıdan diğer hiç bir yapı ondan uzun yapılmamıştı. Bu durumun diğer binaların yüksekliğini kısıtlaması bazı kişilerin işine gelmemişti ve şehirde inşaatla uğraşa kişiler ilk olanın boyunu uzatmak için aldılar bu şekilde hem o bina hala şehrin en uzun yapısı olarak kaldı hem de inşaatçılar kat sınırlamasından bir nebze kurtulmuştu. Artık sayısını kimsenin hatırlamadığı uzatmalar sonrası en üstünde iki katlı bir binanın olduğu bir gökdelene dönüşmüştü ilk yapılan.) gökdeleninin en üstündeki binada iki kişi oturmuş uyuyan şehri izliyordu.
-İnsanlar ne kadarda kibirli değil mi?
-Abartma, hala ona saygı duyuyorlar.
-Ondan bahsetmiyorum bu yüksek yapılara gökdelen diyorlar sanki göğe ulaşmış gibi.
Gök bu ismi duysa ne derdi acaba.
Kendi yaptığı espriye gülerken yanındaki siyah giyimli adam ifadesini hiç bozmadan şehri izlemeye devam ediyordu. Kolunu omzuna attı "O kadar da kötü değil be" dedi sırıtarak.
-Gök öldü, seni buraya çağırma sebebim buydu zaten..
[Gök tanrı gibi bir şey oluyor burdaki gök evet :Z Hatta siyahlı adamda ordan başka bir yere gidemeyen "siyahlı adam" galiba :D]
Teşekkürler ilham için =)
-İnsanlar ne kadarda kibirli değil mi?
-Abartma, hala ona saygı duyuyorlar.
-Ondan bahsetmiyorum bu yüksek yapılara gökdelen diyorlar sanki göğe ulaşmış gibi.
Gök bu ismi duysa ne derdi acaba.
Kendi yaptığı espriye gülerken yanındaki siyah giyimli adam ifadesini hiç bozmadan şehri izlemeye devam ediyordu. Kolunu omzuna attı "O kadar da kötü değil be" dedi sırıtarak.
-Gök öldü, seni buraya çağırma sebebim buydu zaten..
[Gök tanrı gibi bir şey oluyor burdaki gök evet :Z Hatta siyahlı adamda ordan başka bir yere gidemeyen "siyahlı adam" galiba :D]
Teşekkürler ilham için =)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)