[Can sıkıntısının bir sonucu, pek bir şey anlatmayan uzunca bir yazımsı.]
Zaten pek mesaj yazan/yazabilen biri değilim üzerine yazdıktan sonra gitti sayfa neyse. [Şimdi baktım da ilk yazdığım bunun beşte biri kadardı Cheesy]
4.sezon 11.bölüm Turn Left'i izledim en son Doktor ölse neler olurdu ayarında sağlam bir bölümdü.
Şurası çok sağlam olmuş: http://www.youtube.com/watch?v=wpJu0jzOiaI
Donna'nın ailesiyle beraber taşındığı ev geçen sezon Martha'nın Doktor hakkında hikayeyi anlattığı yerdi galiba. Onun dışında bir sonraki bölümün fragmanını izledim de kim var kim yok toplamışlar gibi hayırlısı bakalım Smiley
Bir önceki bölüm Midnight, bilinmeyen bir türün insanlarla tanışması, çoğu kişinin onu öldürmeyi seçmesi, yarım saat kimdi bu çocuk dedikten sonra aaa Merlin demem, güzeldi ya. O tekrar olayı cidden tırsınç gelmişti bölüm içinde. Olayın daha farklı çözülmesini beklesem de olmuştu yani bölüm.
Bundan önceki ve ondan önceki bölüm ise Kütüphane bölümü, gelecekteki (muhtemelen) sevgilisiyle tanışması, Donna'nın yardım ettiği kız ve küçük kız olayı güzeldi bu da Cheesy
Bir önceki bölüm ise Agatha Christie hakkında olan niyeyse o kadar ilgimi çekmemişti.
Doktorun kızı, tarihin sadece sözlü ve yanlış şekilde anlatılması, nesillerdir süren savaşın sadece 7 gün sürmesi (7 bin yıl falan beklemiştim aslında klasik olarak Smiley) ve doktorun kızının hayata geri dönmesi bakalım bir daha ne zaman görücez Smiley
Daha da öncesinde Sontaran (canım sıkıldı ilk bölüme kadar yolu var bunun Cheesy)ların saldırısı vardı. Ben başta Martha'nın hastanesini aya götüren ırk sanmıştım :Z elbiseleri (Elbise değil tabi Smiley) benziyordu yani. Güzeldi ama üremek için geldiklerini çok gez farketti sanki Doktor.
Planet of the Ood, Oddların şarkısı (şey şimdi hatırladım da Doktorun kızı bölümünün sonundaki konuşma da hoştu aslında) falan güzeldi bu da. Ama bölüm içinde Doktor pek bir işe yaramadı diye kalmış aklımda.
The Fires of Pompeii, Volkan sözcüğünün kökenini öğrendiğimiz, Doktor artistik yaparken Gallifreyden gelen deyip ağzını açık bırakan kehanetçiler (kelime bu değildi sanki, medyum da değil daha düzgün bir şey olmalı?), kadınların elindeki gözler de hoş duruyordu, bölümün sonunda evin tanrısı olarak Doktor ve Donnaya dua etmeleri Cheesy
Partners in Crime (oha ilk bölüme geldim Cheesy), güzeldi bu da yağlar çok tatlıydı, şimdi farkettim de Vadaa'ya benziyorlardı baya, böyle bir şişmanlık bulmak için evrenin öbür ucundan geldim demesi Cheesy ve cidden güzel bir zayıflama yöntemi olabilirdi bu Cheesy
Voyage of the Damned, Titanic de güzeldi. Kısa boylu, kırmızı renkli, kıza asılan android; kızın en sonunda uzayda dolaşması falan (Kütüphane bölümünde öldükten sonra hala iletişim kurabilmeleri kötüydü be..)Allons-y Allonso Cheesy
Gaz için:
http://www.youtube.com/watch?v=oEcij0ARkmU&feature=related
3x9 The Family of Blood, insana dönüştüğü bölümde neden o adama dönüşeyim diye sorduğu kısım çok güzeldi be (evet duygulanmıştım baya Smiley)
Bir de bu vardır:
http://www.youtube.com/watch?v=844_IkhcP-g
*diye yazmışım Oyungezerin foruma
ardından finali izledim tabi 12-13
Olmuş. Evet tanım bu. Karakterlerin alayını toplaması bile yeter ya güzeldi harbi :D (Evet izleyeli oldu biraz uzun uzadıya yazamadım belki (sanmıyorum ama :D) ilerde yazarım bir şeyler.
4x14 The Next Doctor: Bölüm adı tam ilgi çekmelik yeni doktor görüncek falan derken, kendini doktor sanan adam eğlenceliydi baya :) bölümde güzeldi ama o kadınla ilgili başka bir şeyler çıkmalıydı sanki. Bölüm aslında 4x14 olmasa da birden fazla (4!) özel bölüm yayınlandığı için bu şekilde numaralandırılmış.
Bir de final bölümünde bir Pastel Dalek (ben buldum güzel oldu bence :D) gördük 5.sezonda onlarla haşır neşir (ikilemeye gel) olucaz heralde. 5.sezona baktım biraz Tardis'e de bir şeyler olmuş sanki hayırlısı bakalım.
Audiobook olayı var bir de arkadaşın:
http://www.bigfinish.com/Doctor-Who-Dead-Air-10th-Doctor
Hatta Doctor Who'yla ilgili zilyon tane şey var gibi neyse.
İzleyin, izletin.
Bir gün
Gönderen Crawley 8 Eylül 2010 Çarşamba zaman: 14:19 0 comments
"Bir gün, Gün gelecek ve insanlar ya mutluluklarıyla hayalleri büsbütün gerçek yapacak, ya da hüzünleri tüm dünyayı saracak!!"
Bu yazıyordu şehrin dört yanındaki dört dikili taşta da. Bu sözün ve yıllardır orda duran bu dikili taşların şehri koruduğuna dair genel bir inanç vardı - ki bu çevredeki çoğu inancın aksine nerdeyse doğru bir inançtı-. İnsanları anlatan bir sözdü değişimin kararın onların elinde olduğunu anlatıyordu, onların dünyayı değiştirebilecek güçte olduğunu anlatıyordu. Ama çoğu kişi hakkında fazla düşünmezdi hatta o günün geleceğine inanan insan sayısı çok daha azdı. Ama bir gün, Gün gelecekti ve insanlar ya mutluluklarıyla hayalleri büsbütün gerçek yapacak, ya da hüzünleri tüm dünyayı saracaktı.
Sabah olmuştu ama hala çoğu kişi uyuyordu. Zaten çoğu uyanmayı planlamıyordu dahi. Ama içlerinden bir tanesi uyanmak için dua ediyordu. Gözleri açık sırt üstü uzanmış sol eli sağ elinin üstünde göğsünde duruyordu. Gözleri dışında vücudunun hiç bir yerini kontrol edemiyor, oynatmaya çalıştığındaysa acıdığını hissediyordu sonra yine gördüğüne odaklanıyordu. İlk başta bir melek heykeli vardı yatağın başında duran sonra gitmesi için gözünü kapattı ve yeniden açtı ama bu sefer heykel elinde bir mızrakla duruyordu. Göz kırpmaya başladı, heykel yaklaşmıştı, heykel kanatlarını açtı, heykel üzerinde duruyordu, heykel ona baktı, heykel mızrağı kaldırdı, heykel konuştu: Uykuda ölenlere ne olur biliyor musun?, heykel mızrağı boğazına yaklaştırdı, heykel konuşmaya devam etti: Yaşayan, uyanık kimsenin farkedemediği bir şey olursun, sen tüm dünyayı izlerken onlar senin varlığından haberdar bile değildir, sadece uyuyanlar seni hisseder, sadece uyurken ruhu vucudunda kalan şansızlar seni görür, sadece senin yanına aldıkların seninle sonsuza kadar birlikte olur, heykel mızrağı bozağına sapladı, heykel alçalıyordu, göz kırpması durdu. O yükseliyordu, kendi içinden çıkıyordu. Artık o da onlardan biri olmuştu, bunu hissediyordu.
"Şimdi?" diye sordu heykele. "Şimdi Gün'ü bekleyeceğiz".
O sırada dikili taştaki yazıyı okumuş bir adam yüzünde saçma bir sırıtmayla şehre giriyordu.
Karabasan konusunu okuyup üzerine Doctor Who - Blink izleyip üzerine Cansu'dan ilham alınca böyle oldu :D
Bu yazıyordu şehrin dört yanındaki dört dikili taşta da. Bu sözün ve yıllardır orda duran bu dikili taşların şehri koruduğuna dair genel bir inanç vardı - ki bu çevredeki çoğu inancın aksine nerdeyse doğru bir inançtı-. İnsanları anlatan bir sözdü değişimin kararın onların elinde olduğunu anlatıyordu, onların dünyayı değiştirebilecek güçte olduğunu anlatıyordu. Ama çoğu kişi hakkında fazla düşünmezdi hatta o günün geleceğine inanan insan sayısı çok daha azdı. Ama bir gün, Gün gelecekti ve insanlar ya mutluluklarıyla hayalleri büsbütün gerçek yapacak, ya da hüzünleri tüm dünyayı saracaktı.
Sabah olmuştu ama hala çoğu kişi uyuyordu. Zaten çoğu uyanmayı planlamıyordu dahi. Ama içlerinden bir tanesi uyanmak için dua ediyordu. Gözleri açık sırt üstü uzanmış sol eli sağ elinin üstünde göğsünde duruyordu. Gözleri dışında vücudunun hiç bir yerini kontrol edemiyor, oynatmaya çalıştığındaysa acıdığını hissediyordu sonra yine gördüğüne odaklanıyordu. İlk başta bir melek heykeli vardı yatağın başında duran sonra gitmesi için gözünü kapattı ve yeniden açtı ama bu sefer heykel elinde bir mızrakla duruyordu. Göz kırpmaya başladı, heykel yaklaşmıştı, heykel kanatlarını açtı, heykel üzerinde duruyordu, heykel ona baktı, heykel mızrağı kaldırdı, heykel konuştu: Uykuda ölenlere ne olur biliyor musun?, heykel mızrağı boğazına yaklaştırdı, heykel konuşmaya devam etti: Yaşayan, uyanık kimsenin farkedemediği bir şey olursun, sen tüm dünyayı izlerken onlar senin varlığından haberdar bile değildir, sadece uyuyanlar seni hisseder, sadece uyurken ruhu vucudunda kalan şansızlar seni görür, sadece senin yanına aldıkların seninle sonsuza kadar birlikte olur, heykel mızrağı bozağına sapladı, heykel alçalıyordu, göz kırpması durdu. O yükseliyordu, kendi içinden çıkıyordu. Artık o da onlardan biri olmuştu, bunu hissediyordu.
"Şimdi?" diye sordu heykele. "Şimdi Gün'ü bekleyeceğiz".
O sırada dikili taştaki yazıyı okumuş bir adam yüzünde saçma bir sırıtmayla şehre giriyordu.
Karabasan konusunu okuyup üzerine Doctor Who - Blink izleyip üzerine Cansu'dan ilham alınca böyle oldu :D
Arife
Gönderen Crawley zaman: 10:45 1 comment
Eve geldiğinde bir pasta vardı. Neden diye sordu? Onun doğum günü dedi teyzesi. Şaşırdı çocuk beklemiyordu bunu. Ağladı ama gülümsüyordu bir yandan, mutlu olmuştu pasta için. O burada olmasa da onun doğum gününü kutluyorlardı. Bir kaç yıl sonra o günü unutmaya başladı, diğer günü ise hiç öğrenmemişti hiç hatırlamak istememişti o günü. Ama yine de bazen hatırlardı durduk yere.
Bayramın kutlu olsun kardeşim (:
Bayramın kutlu olsun kardeşim (:
Mısır ve Sinek
Gönderen Crawley 24 Ağustos 2010 Salı zaman: 15:03 0 comments
Tarla. Gözalabildiğine tarlalar, eskiden sık sık gelirdi buraya, küçükken yani. Özlemişti bu manzarayı görmeyi. Mısırların arasında kaybolmuştu bir kaç sefer o zamanlar yetmiyordu boyu dışarısını görmeye şimdiyse içerisini görmeyeli yıllar olmuştu. Orda geçmişti yılları ama şimdi yabancıydı garip bir şekilde. Uzaklaşmak istemiş ve uzaklaşmıştı ama bir yandan seviyordu burayı. Burası oydu. Burası onun kendi gibi hissettiği yerdi. Çok yer gezmiş, görmüştü ama onun için "orası" burasıydı işte. Başladığı yerdeydi. Eline bir böcek kondu ilk anda irkilip geri çekildi.
*
Küçüktü evde canı sıkılmış daha da sıkılacağını bilse de diğerlerinden uzaklaşabileceği görünmeyeceği ve göremeyeceği bu mısır tarlasına saklanmıştı. İlk başta koşuyor gibiydi sonra yavaşladı, yorulmuştu. Yeterliydi heralde bu kadar. Yere oturdu. Oturdu sadece bir şey yapmadı. Bir süre sonra yukarı baktı güneş artık tepesinde değildi, mısırlardan güneşi göremese de hava aydınlık ama öğleni geçeli baya olmuştu. Vıııız
Vııız
Vııııııız
Vıııııııııııız
Bir böceğin, galiba sineğin sesi ama hiç bu kadar ses çıkardıklarını duymamıştı. Çok rahatsız ediciydi sonra sesin yanında bir koku da duydu. Duman kokusu. Yanık, ateş, yanıyordu, tarla yanıyordu! Gökyüzündeki dumanı görüyordu ama tüm gördüğü buydu dumanın nerden geldiğini bilmiyordu. Yanan mısır kokusu heryerdeydi. Ama yanan hiç bir şey görmüyordu.
Vııız
Tık
Sonra koluna,sağ koluna bir sinek çarptı biraz yalpaladı ardından sola doğru yoluna devam etti. Ardından daha fazla sinek geçti hepsi aynı yöne doğru gidiyordu. Koşmayı başladı o da sineklerin peşinde. Saatlerdir hareketsiz ayakları karıncalanmış ilk adımlarının yere değdiğini hissetmiyor ama yine de koşuyordu. Şükretti sineklere...
*
*
Küçüktü evde canı sıkılmış daha da sıkılacağını bilse de diğerlerinden uzaklaşabileceği görünmeyeceği ve göremeyeceği bu mısır tarlasına saklanmıştı. İlk başta koşuyor gibiydi sonra yavaşladı, yorulmuştu. Yeterliydi heralde bu kadar. Yere oturdu. Oturdu sadece bir şey yapmadı. Bir süre sonra yukarı baktı güneş artık tepesinde değildi, mısırlardan güneşi göremese de hava aydınlık ama öğleni geçeli baya olmuştu. Vıııız
Vııız
Vııııııız
Vıııııııııııız
Bir böceğin, galiba sineğin sesi ama hiç bu kadar ses çıkardıklarını duymamıştı. Çok rahatsız ediciydi sonra sesin yanında bir koku da duydu. Duman kokusu. Yanık, ateş, yanıyordu, tarla yanıyordu! Gökyüzündeki dumanı görüyordu ama tüm gördüğü buydu dumanın nerden geldiğini bilmiyordu. Yanan mısır kokusu heryerdeydi. Ama yanan hiç bir şey görmüyordu.
Vııız
Tık
Sonra koluna,sağ koluna bir sinek çarptı biraz yalpaladı ardından sola doğru yoluna devam etti. Ardından daha fazla sinek geçti hepsi aynı yöne doğru gidiyordu. Koşmayı başladı o da sineklerin peşinde. Saatlerdir hareketsiz ayakları karıncalanmış ilk adımlarının yere değdiğini hissetmiyor ama yine de koşuyordu. Şükretti sineklere...
*
Uyuduktan Sonra
Gönderen Crawley 3 Ağustos 2010 Salı zaman: 13:50 0 comments
Şehrin en eski ve en uzun (ilk olana saygıdan diğer hiç bir yapı ondan uzun yapılmamıştı. Bu durumun diğer binaların yüksekliğini kısıtlaması bazı kişilerin işine gelmemişti ve şehirde inşaatla uğraşa kişiler ilk olanın boyunu uzatmak için aldılar bu şekilde hem o bina hala şehrin en uzun yapısı olarak kaldı hem de inşaatçılar kat sınırlamasından bir nebze kurtulmuştu. Artık sayısını kimsenin hatırlamadığı uzatmalar sonrası en üstünde iki katlı bir binanın olduğu bir gökdelene dönüşmüştü ilk yapılan.) gökdeleninin en üstündeki binada iki kişi oturmuş uyuyan şehri izliyordu.
-İnsanlar ne kadarda kibirli değil mi?
-Abartma, hala ona saygı duyuyorlar.
-Ondan bahsetmiyorum bu yüksek yapılara gökdelen diyorlar sanki göğe ulaşmış gibi.
Gök bu ismi duysa ne derdi acaba.
Kendi yaptığı espriye gülerken yanındaki siyah giyimli adam ifadesini hiç bozmadan şehri izlemeye devam ediyordu. Kolunu omzuna attı "O kadar da kötü değil be" dedi sırıtarak.
-Gök öldü, seni buraya çağırma sebebim buydu zaten..
[Gök tanrı gibi bir şey oluyor burdaki gök evet :Z Hatta siyahlı adamda ordan başka bir yere gidemeyen "siyahlı adam" galiba :D]
Teşekkürler ilham için =)
-İnsanlar ne kadarda kibirli değil mi?
-Abartma, hala ona saygı duyuyorlar.
-Ondan bahsetmiyorum bu yüksek yapılara gökdelen diyorlar sanki göğe ulaşmış gibi.
Gök bu ismi duysa ne derdi acaba.
Kendi yaptığı espriye gülerken yanındaki siyah giyimli adam ifadesini hiç bozmadan şehri izlemeye devam ediyordu. Kolunu omzuna attı "O kadar da kötü değil be" dedi sırıtarak.
-Gök öldü, seni buraya çağırma sebebim buydu zaten..
[Gök tanrı gibi bir şey oluyor burdaki gök evet :Z Hatta siyahlı adamda ordan başka bir yere gidemeyen "siyahlı adam" galiba :D]
Teşekkürler ilham için =)
Hasret!
Gönderen Crawley 29 Temmuz 2010 Perşembe zaman: 15:21 0 comments
-Hasret!
Yatağından sıçradı bir yıldır yaptığı gibi ama bu sefer farklıydı! Kendinden gelen o sesi duydu, işe yarıyordu "hasret" diye bağırmıştı. Ne dediğini duymayı becermişti sonunda.
Her şey bir yıl kadar önce o adamla anlaşma yaptıktan sonra başladı, o günden beri hiç bir rüya görmüyor ve her sabah sıçrayarak uyanıyordu. bir şeyler bağırdığını hatırlıyordu ama ne söylediği hakkında bir fikri yoktu. O ilk an, gözünü açtığı ilk an, vucudunun kontrolu onda değildi, her zaman uyandığı gibi ağzı kapalı değildi açık duruyordu. Sonra karşısına bir ayna koydu ve genelde her sabah farklı bir harfle bitirdiğini farketti. Her gün sıçrayarak uyanıyordu ve bir kelime söylüyordu ama ne dediği hakkında hiç bir fikri yoktu. Arkadaşlarını evine çağırdında ve onlarla kaldığında ise rüyasını hatırlamasa da bir şey söyleyerek uyanmıyordu. Sonunda dün çözüm olarak odasını sesin yankı yapmasını sağlayacak bir malzemeyle kapladı. Bir kelime söyledi ve kelimenin tamamını söyledikten sonra da kelimeyi yeniden duyabildiğine karar verince rahatladı. Bu gecenin sabahında ne dediğini duymuş olarak uyanacaktı...
-Hasret!
[Direc-t dinlemeyi özlemişim ben cidden, teşekkürler :)]
Yatağından sıçradı bir yıldır yaptığı gibi ama bu sefer farklıydı! Kendinden gelen o sesi duydu, işe yarıyordu "hasret" diye bağırmıştı. Ne dediğini duymayı becermişti sonunda.
Her şey bir yıl kadar önce o adamla anlaşma yaptıktan sonra başladı, o günden beri hiç bir rüya görmüyor ve her sabah sıçrayarak uyanıyordu. bir şeyler bağırdığını hatırlıyordu ama ne söylediği hakkında bir fikri yoktu. O ilk an, gözünü açtığı ilk an, vucudunun kontrolu onda değildi, her zaman uyandığı gibi ağzı kapalı değildi açık duruyordu. Sonra karşısına bir ayna koydu ve genelde her sabah farklı bir harfle bitirdiğini farketti. Her gün sıçrayarak uyanıyordu ve bir kelime söylüyordu ama ne dediği hakkında hiç bir fikri yoktu. Arkadaşlarını evine çağırdında ve onlarla kaldığında ise rüyasını hatırlamasa da bir şey söyleyerek uyanmıyordu. Sonunda dün çözüm olarak odasını sesin yankı yapmasını sağlayacak bir malzemeyle kapladı. Bir kelime söyledi ve kelimenin tamamını söyledikten sonra da kelimeyi yeniden duyabildiğine karar verince rahatladı. Bu gecenin sabahında ne dediğini duymuş olarak uyanacaktı...
-Hasret!
[Direc-t dinlemeyi özlemişim ben cidden, teşekkürler :)]
Ne hissediyor muşum?
Gönderen Crawley 28 Temmuz 2010 Çarşamba zaman: 13:51 3 yorum:
http://geveleme.blogspot.com/2010/07/vardiya-defteri.html
Böyle galiba hala ama ilk anki kadar değil.
Mızıkada da pek bir ilerleme yok zaten uğraşmak lazım kendisiyle.
Konsolda Fps (MW2) oynadım (tek ekran dört kişi olsakta :D) baya eğlendim, kontroller de beklediğimden rahattı.
Bazen internette falan gezinirken yorumlarını okursun almak lazım bu kitabı falan dersin ya, he işte öyle dediğim bilmem kaç tane kitabı D&Rda tek rafta gördüm şaşırdım baya, aldım mı, alamadım ama yine de görüntü hoştu. Onun yakınında 5 al 1 öde şeklinde eski oyunlar vardı (Fallout 1-2, MDK, Colim Mcrae Rally 2005) onları da alasım geldi ama onları da almadım. Postanın verdiği Falloutlar da duruyor zaten cover basmaya üşenmekteyim şu an.
Doctor Who sezon ikiyi bitirdim de güzeldi finali tam olarak böyle beklememiştim ama beklediğimden güzel oldu. Bir de şimdiki zamanda geçen sahnelerde genelde garip bir aydınlık oluyor tam olarak alışamadım ona. Fringe'in üç boyutlu yazılarına nasıl alıştım ona şaşıyorum zaten.
Açılış müziği de güzel onun baya. Bi ara birilerinden canlı dinlesek güzel olmaz mı?
Lost'ta bitti şaka maka. 12 dakikalık dvd ekstrasını bekliyoruz şimdi DLC gibi.
Half Life 2 Episode 3 diye bir oyun vardı bi ara ama? Bu kadar sessizliğin üzerine önceki episodeların toplamından uzun aşmış bir oyun bekliyorum ve umarım Duke Nukem Forever'dan önce çıkar. O da ne güzel bir isim seçimidir ya :D
Geç çıkmak diyince aklıma Blizzard geldi bitince çıkarırız nasıl bir artistiktir. Neyse çıkardılar sonunda Starcraft 2'yi, ben hala ilk oyunu oynamayı planmaktayım.
Diablo 2'ye başladım bi de Cain'i kurtardım en son da çanta doldu portal aç sat geri gel alışkanlığımı bırakmam lazım sanki biraz.
Overlord'da kasmaya başladı durduk yere. (Ben de olsam bu sistemde kasardım ama en başta kasardım yani)
Neyse şimdilik bu kadar günün özeti. (kanal d'de haberlerden sonra eski mikrofonla başlayan bir programımsı vardı o aklıma geldi şimdi günün özeti diyince)
[Kısaca boş boş konuşasım varmış :D]
Böyle galiba hala ama ilk anki kadar değil.
Mızıkada da pek bir ilerleme yok zaten uğraşmak lazım kendisiyle.
Konsolda Fps (MW2) oynadım (tek ekran dört kişi olsakta :D) baya eğlendim, kontroller de beklediğimden rahattı.
Bazen internette falan gezinirken yorumlarını okursun almak lazım bu kitabı falan dersin ya, he işte öyle dediğim bilmem kaç tane kitabı D&Rda tek rafta gördüm şaşırdım baya, aldım mı, alamadım ama yine de görüntü hoştu. Onun yakınında 5 al 1 öde şeklinde eski oyunlar vardı (Fallout 1-2, MDK, Colim Mcrae Rally 2005) onları da alasım geldi ama onları da almadım. Postanın verdiği Falloutlar da duruyor zaten cover basmaya üşenmekteyim şu an.
Doctor Who sezon ikiyi bitirdim de güzeldi finali tam olarak böyle beklememiştim ama beklediğimden güzel oldu. Bir de şimdiki zamanda geçen sahnelerde genelde garip bir aydınlık oluyor tam olarak alışamadım ona. Fringe'in üç boyutlu yazılarına nasıl alıştım ona şaşıyorum zaten.
Açılış müziği de güzel onun baya. Bi ara birilerinden canlı dinlesek güzel olmaz mı?
Lost'ta bitti şaka maka. 12 dakikalık dvd ekstrasını bekliyoruz şimdi DLC gibi.
Half Life 2 Episode 3 diye bir oyun vardı bi ara ama? Bu kadar sessizliğin üzerine önceki episodeların toplamından uzun aşmış bir oyun bekliyorum ve umarım Duke Nukem Forever'dan önce çıkar. O da ne güzel bir isim seçimidir ya :D
Geç çıkmak diyince aklıma Blizzard geldi bitince çıkarırız nasıl bir artistiktir. Neyse çıkardılar sonunda Starcraft 2'yi, ben hala ilk oyunu oynamayı planmaktayım.
Diablo 2'ye başladım bi de Cain'i kurtardım en son da çanta doldu portal aç sat geri gel alışkanlığımı bırakmam lazım sanki biraz.
Overlord'da kasmaya başladı durduk yere. (Ben de olsam bu sistemde kasardım ama en başta kasardım yani)
Neyse şimdilik bu kadar günün özeti. (kanal d'de haberlerden sonra eski mikrofonla başlayan bir programımsı vardı o aklıma geldi şimdi günün özeti diyince)
[Kısaca boş boş konuşasım varmış :D]
Söyledim, Anlat, Mantar, Anış, Kaktüs
Gönderen Crawley zaman: 13:12 0 comments
-Söylediğimi söylememe rağmen neden kimse inanmıyor bana?
Köyün genelinde olduğu gibi tasarımı evin etrafına gölge oluşturması için mantara benzetilmiş [ki çoğu kişi-köyün halkı bile- bunu bilmese de insanların bu köyde alışveriş yapmayı sevmesinin en büyük sebebi budur aslında, yıllar sonra tamamen Şans'ın bir eseri olan güneş soğurucu (belli bir çapa temas eden ışığı kendine çeken bir sistem, bu sayede insanlara ve binalara gelen güneş ışığı bu kişilerin içlerden geçip yerin altındaki bu alete geliyor. Alet kuvvetli bir şekilde güneş ışığını çeken ama aynı anda ısısını da iten ilginç sisteme sahip, bu şekilde insanlar güneşin altında olacak ama hiç bir ısı hissetmeyecekler.[Yıllar sonra ortaya çıkacak radyoaktif zehirlenmeler gibi küçük yan etkileri var tabi]) da burda kullanıma başlayacaktı.] iki katlı küçük bir evde kalıyordu.
[Hiyelkar ve Hilekar birbirine çok benzemiyor mu? [
Köyün genelinde olduğu gibi tasarımı evin etrafına gölge oluşturması için mantara benzetilmiş [ki çoğu kişi-köyün halkı bile- bunu bilmese de insanların bu köyde alışveriş yapmayı sevmesinin en büyük sebebi budur aslında, yıllar sonra tamamen Şans'ın bir eseri olan güneş soğurucu (belli bir çapa temas eden ışığı kendine çeken bir sistem, bu sayede insanlara ve binalara gelen güneş ışığı bu kişilerin içlerden geçip yerin altındaki bu alete geliyor. Alet kuvvetli bir şekilde güneş ışığını çeken ama aynı anda ısısını da iten ilginç sisteme sahip, bu şekilde insanlar güneşin altında olacak ama hiç bir ısı hissetmeyecekler.[Yıllar sonra ortaya çıkacak radyoaktif zehirlenmeler gibi küçük yan etkileri var tabi]) da burda kullanıma başlayacaktı.] iki katlı küçük bir evde kalıyordu.
[Hiyelkar ve Hilekar birbirine çok benzemiyor mu? [
Vardiya Defteri
Gönderen Crawley 27 Temmuz 2010 Salı zaman: 14:57 0 comments
Defter, naber?
Supernaturalin finalini izleyesim geldi araba, anılar, çocukluk falan filan.
3-4 aydır evin heryerinde çocukluk anılarımı kardeşimi falan hatırlıyordum.
Ölücem heralde falan diyordum Cheesy Anılar ölcekmiş meğerse Smiley
Supernaturalin finalini izleyesim geldi araba, anılar, çocukluk falan filan.
3-4 aydır evin heryerinde çocukluk anılarımı kardeşimi falan hatırlıyordum.
Ölücem heralde falan diyordum Cheesy Anılar ölcekmiş meğerse Smiley
City of Two Tails :D
Gönderen Crawley 25 Temmuz 2010 Pazar zaman: 01:53 0 comments
Bir yanda dine bağlı bir şehir varken diğer yanda dinin yasak olduğu ama yine yobaz bir şehir. Çölün ortasında galiba ikisi de çöl yerine kurak bir ovada olabilir emin değilim. Yolculuğu sırasında bu iki şehirden de geçen biri var.
Pek hatırlamadığım bir rüyamdaydı bu iki şehirde, muhtemelen J'de de böyle şehirler olur.
Pek hatırlamadığım bir rüyamdaydı bu iki şehirde, muhtemelen J'de de böyle şehirler olur.
İlginç
Gönderen Crawley 24 Temmuz 2010 Cumartesi zaman: 15:35 0 comments
hayattır en büyük sürprizleri yapan.
istediğini verir bazen, istemediğin şekilde.
bazense hiç bir şey yapmaz.
şaşırtır hiç bir yazarın yapamayacağı şekilde.
sıkıcıdır hiç kimsenin okumak istemeyeceği kadar.
ilginçtir
evet ilginç, kısa ve öz bir tanım hayatın kendisi için.
Olmaz dediğin şeyleri gerçekleştirmeyi sever, hem de çok.
Varlığını kanıtlamak, ben burdayım demek isteyen bir çocuk gibi.
istediğini verir bazen, istemediğin şekilde.
bazense hiç bir şey yapmaz.
şaşırtır hiç bir yazarın yapamayacağı şekilde.
sıkıcıdır hiç kimsenin okumak istemeyeceği kadar.
ilginçtir
evet ilginç, kısa ve öz bir tanım hayatın kendisi için.
Olmaz dediğin şeyleri gerçekleştirmeyi sever, hem de çok.
Varlığını kanıtlamak, ben burdayım demek isteyen bir çocuk gibi.
I Will Follow You Into The Dark
Gönderen Crawley 26 Haziran 2010 Cumartesi zaman: 12:38 0 comments
..ve vardı
uyandı
uyumuyordu ama uyanmıştı
biri onu uyandırmıştı
onu buraya kadar takip eden bir şey
onu terketmeyen bir şey
hissediyordu
yaşadığını hissediyordu
geri geldiğini
onu takip etmişti
ama şimdi nerdeydi "o"?
bunu yapanın "o" olduğunu biliyordu ama nerdeydi şimdi?
"o"nun yaptıklarının boşa gitmesine izin veremezdi
gözünü kapattı
hissetmeye çalıştı
ve yeniden açtı gözlerini
bu sefer gerçekti gördükleri
kilise benzeri bir yapının içindeydi
burda hiç bulunmamıştı ama "o" buradan bahsetmişti
şimdi onu buraya getirmişti "o"
"o"'nun başladığı yere...
[I Will Follow You Into the Dark dinlerken yazıldı, okunurken dinlenmesi tavsiye edilir]
[son 2 yazıdaki karakterin geri döndüğü an oluyo galiba bu, nasıl oldu bilmiyorum ama bu ayki tüm yazılarda bir devam durumu var. böyle devam eder umarım ]
uyandı
uyumuyordu ama uyanmıştı
biri onu uyandırmıştı
onu buraya kadar takip eden bir şey
onu terketmeyen bir şey
hissediyordu
yaşadığını hissediyordu
geri geldiğini
onu takip etmişti
ama şimdi nerdeydi "o"?
bunu yapanın "o" olduğunu biliyordu ama nerdeydi şimdi?
"o"nun yaptıklarının boşa gitmesine izin veremezdi
gözünü kapattı
hissetmeye çalıştı
ve yeniden açtı gözlerini
bu sefer gerçekti gördükleri
kilise benzeri bir yapının içindeydi
burda hiç bulunmamıştı ama "o" buradan bahsetmişti
şimdi onu buraya getirmişti "o"
"o"'nun başladığı yere...
[I Will Follow You Into the Dark dinlerken yazıldı, okunurken dinlenmesi tavsiye edilir]
[son 2 yazıdaki karakterin geri döndüğü an oluyo galiba bu, nasıl oldu bilmiyorum ama bu ayki tüm yazılarda bir devam durumu var. böyle devam eder umarım ]
Life
Gönderen Crawley 16 Haziran 2010 Çarşamba zaman: 11:16 0 comments
kafana silah dayalı olduğunda
son anında ne düşünür ki insan?
yaptıklarını yapamadıklarını
nerden geldiğini nerde olduğunu
nerde olmak istediğini
isteklerini
hatalarını
en çok da hatalarını, artık düzeltme şansı olmadığı hatalarını
birazdan bitecektir her şey sanki hiç olmamış gibi
belki başka bir yere gidecek belki de yok olacaktı
ya yok olursa? nasıl olurdu ki
düşünürdü sık sık bunu ama her seferinde
içindeki boşluktan başka bir şey hissetmezdi
bundandı yaşamak isteyişi
korkuyordu yok olmaktan
ama şimdi?
sonuna geldiğinde hayatın
kaç kişi yeteri kadar yaşadığını düşünür?
şaşıyordu intihar edenlere, kendi canına kıyanlara
bir insan nasıl vazgeçebilirdi olmaktan?
onu kendini yok etme seviyesine ne getirebilirdi?
isterse kaçamayacağı ne vardı ki?
en baştan başlayamacağı?
bundandı üzülüyordu onlara
hayata isteyerek veda edenlere
her şeyi bırakıp hiç olmayı seçenlere
baktığında arkasına
gördüğü hayat yeterli değilse eğer
ve önünde bir yaşam dururken
nedendir seçmek intiharı?
ve şimdi kendisi
hiç beklemediği bir anda
bitiyordu kendi hayatı
huzur değildi hissettiği
nerdeyse hissetmiyordu artık
yapamadıklarına dair üzülmüyordu da
tetik çekilmişti artık
tek düşündüğü kendisiydi
hayatta kalmak istiyordu
gitmek istemiyordu
daha çok gençti
korkuyordu
son ana kadar
burda kalmak istiyordu
yapabildiklerini yapmak
yapamasa bile kalmak
sonra merminin değdiğini hissetti
acıyordu
ölmek istiyordu kurtulmak için acıdan
intihar edenler gibi ölmek istiyordu
anlıyordu artık onları
engel olamadığı acının ne olduğunu
neden ölmek istediklerini
acıdan kaçamıyorlardı onlar da
şimdi onun kaçamadığı gibi
ve bitti
vucudu kendini bıraktı
düşüyordu yere
hissizleşti
hiç bir şey hissetmiyordu
ve huzur
artık huzurluydu
neden bilmiyordu ama huzurluydu
fazla üzün sürmedi yine de
çünkü yoktu artık..
[diğer yazı "..ve vardı artık" diye başlıcak bu karakterin yeniden doğuşu falan, aslında karakterle alakası yoktu ama uydu gibi hayalete]
son anında ne düşünür ki insan?
yaptıklarını yapamadıklarını
nerden geldiğini nerde olduğunu
nerde olmak istediğini
isteklerini
hatalarını
en çok da hatalarını, artık düzeltme şansı olmadığı hatalarını
birazdan bitecektir her şey sanki hiç olmamış gibi
belki başka bir yere gidecek belki de yok olacaktı
ya yok olursa? nasıl olurdu ki
düşünürdü sık sık bunu ama her seferinde
içindeki boşluktan başka bir şey hissetmezdi
bundandı yaşamak isteyişi
korkuyordu yok olmaktan
ama şimdi?
sonuna geldiğinde hayatın
kaç kişi yeteri kadar yaşadığını düşünür?
şaşıyordu intihar edenlere, kendi canına kıyanlara
bir insan nasıl vazgeçebilirdi olmaktan?
onu kendini yok etme seviyesine ne getirebilirdi?
isterse kaçamayacağı ne vardı ki?
en baştan başlayamacağı?
bundandı üzülüyordu onlara
hayata isteyerek veda edenlere
her şeyi bırakıp hiç olmayı seçenlere
baktığında arkasına
gördüğü hayat yeterli değilse eğer
ve önünde bir yaşam dururken
nedendir seçmek intiharı?
ve şimdi kendisi
hiç beklemediği bir anda
bitiyordu kendi hayatı
huzur değildi hissettiği
nerdeyse hissetmiyordu artık
yapamadıklarına dair üzülmüyordu da
tetik çekilmişti artık
tek düşündüğü kendisiydi
hayatta kalmak istiyordu
gitmek istemiyordu
daha çok gençti
korkuyordu
son ana kadar
burda kalmak istiyordu
yapabildiklerini yapmak
yapamasa bile kalmak
sonra merminin değdiğini hissetti
acıyordu
ölmek istiyordu kurtulmak için acıdan
intihar edenler gibi ölmek istiyordu
anlıyordu artık onları
engel olamadığı acının ne olduğunu
neden ölmek istediklerini
acıdan kaçamıyorlardı onlar da
şimdi onun kaçamadığı gibi
ve bitti
vucudu kendini bıraktı
düşüyordu yere
hissizleşti
hiç bir şey hissetmiyordu
ve huzur
artık huzurluydu
neden bilmiyordu ama huzurluydu
fazla üzün sürmedi yine de
çünkü yoktu artık..
[diğer yazı "..ve vardı artık" diye başlıcak bu karakterin yeniden doğuşu falan, aslında karakterle alakası yoktu ama uydu gibi hayalete]
San Marino
Gönderen Crawley 14 Haziran 2010 Pazartesi zaman: 14:07 1 comment
rüzgar esiyordu, orası hakkında aklında kalan asıl şey buydu rüzgarlıydı, onu alıp götürmek isteyen bir rüzgar
tüm şehri gören bu tepenin üzerinde oturmuş şehri izliyordu
yaşadıklarını olanları
ama daha çok diğer insanların yaşadıklarını, onun yüzünden çektiklerini
,onlara verdiği acıyı düşünüyordu
hepsi ordaydı
çözmesi için oraya gitmeliydi ama korkuyordu
istenmiyordu orda
sevilmiyordu
hiç biri kendi suçu olmasa da oraya geri dönemiyordu
her şey kötüye giderken ve bunu durdurabilcekken
onlar -hayatı kötüye gidenler- onu istemiyordu
şimdi ne yapabilirdi ki?
yardım istemeyenlere yardım edebilir miydi?_
kendinden nefret edilen o şehre gidip orayı değiştirebilir miydi?
buydu belki acısını dindirmesinin tek yolu
oraya gitmek ilk defa gitmiş gibi
ama bu sefer daha farklı olmalıydı, hatalarını biliyordu
yaptıklarının sonuçlarını biliyordu
anlamıştı
kalktı ayağa bunun için
istenmese de
istediği başka yer yokken gidebileceği tek yer orasıydı
sonra yanında duran küçük kız çocuğu konuştu
sizin şehirlere girmeniz yasak
haklıydı kız çocuğu
dünyaya bağlı kalan ruhlar bir engele takılmadan gidebilirdi her yere ama
şehirler korunuyordu, o şehir için canlarını verenler tarafından ve bu onların lanetiydi de
dışardaki ruhlar dünyadan bir süre sonra ayrılabilseler de bu ruhlar şehirle birdiler
onlar şehirdi
şehir onlardı
ve karar verdi
şehre girmek için
o da şehrin bir parçası olacaktı
tüm şehri gören bu tepenin üzerinde oturmuş şehri izliyordu
yaşadıklarını olanları
ama daha çok diğer insanların yaşadıklarını, onun yüzünden çektiklerini
,onlara verdiği acıyı düşünüyordu
hepsi ordaydı
çözmesi için oraya gitmeliydi ama korkuyordu
istenmiyordu orda
sevilmiyordu
hiç biri kendi suçu olmasa da oraya geri dönemiyordu
her şey kötüye giderken ve bunu durdurabilcekken
onlar -hayatı kötüye gidenler- onu istemiyordu
şimdi ne yapabilirdi ki?
yardım istemeyenlere yardım edebilir miydi?_
kendinden nefret edilen o şehre gidip orayı değiştirebilir miydi?
buydu belki acısını dindirmesinin tek yolu
oraya gitmek ilk defa gitmiş gibi
ama bu sefer daha farklı olmalıydı, hatalarını biliyordu
yaptıklarının sonuçlarını biliyordu
anlamıştı
kalktı ayağa bunun için
istenmese de
istediği başka yer yokken gidebileceği tek yer orasıydı
sonra yanında duran küçük kız çocuğu konuştu
sizin şehirlere girmeniz yasak
haklıydı kız çocuğu
dünyaya bağlı kalan ruhlar bir engele takılmadan gidebilirdi her yere ama
şehirler korunuyordu, o şehir için canlarını verenler tarafından ve bu onların lanetiydi de
dışardaki ruhlar dünyadan bir süre sonra ayrılabilseler de bu ruhlar şehirle birdiler
onlar şehirdi
şehir onlardı
ve karar verdi
şehre girmek için
o da şehrin bir parçası olacaktı
Das Motiv
Gönderen Crawley 8 Mayıs 2010 Cumartesi zaman: 13:08 0 comments
*Öğrenmektir hayat düsturumuz. Bilgiyedir tüm açlığımız, sevgimizin yoktur bir nedeni, sebepsizdir, zaten bundandır kutsallığı, içimizden gelenden daha kutsal ne olabilir ki?
Böyle düşünürdük geldiğim yerde, şimdi sadece ben kaldım geriye ama başkalarının da olduğunu hissediyorum. "Hissetmektir hislerin en yücesi, içimize hitap ettiğinden."
*Böyle demiş dedemin babası günlüklerinde, bana bundan kalan ise sadece durduralamaz bir merak ve uğraşma isteği, başkaları hakkında bir şeyler öğrenmek ve onlara yardım etmek sebepsizce. "Yardımdır eylemlerin en yücesi, geldiği için içten"
*Bakıyorum da tüm ailem her şeyin içlerinde olduğuna inanmışlar, tüm çözümün, ama buna rağmen dışarıya ihtiyaç duymuşlar.
Kendilerini diğerlerinden önemli gördüler ama aslında onlar kendilerinden çok diğerlerine mahkumlardır. Ben de farklı değilim onlardan, kendi benliğime ulaşabilmenin tek yolunun başka benliklerle ulaşmak olduğunu anladım sonunda. "Dinlemektir durumların en yücesi, içe açılan tek yol olduğundan"
[Das Motiv çalıyordu arkada, bir karakterin düşünceleri her zamanki gibi]
Böyle düşünürdük geldiğim yerde, şimdi sadece ben kaldım geriye ama başkalarının da olduğunu hissediyorum. "Hissetmektir hislerin en yücesi, içimize hitap ettiğinden."
*Böyle demiş dedemin babası günlüklerinde, bana bundan kalan ise sadece durduralamaz bir merak ve uğraşma isteği, başkaları hakkında bir şeyler öğrenmek ve onlara yardım etmek sebepsizce. "Yardımdır eylemlerin en yücesi, geldiği için içten"
*Bakıyorum da tüm ailem her şeyin içlerinde olduğuna inanmışlar, tüm çözümün, ama buna rağmen dışarıya ihtiyaç duymuşlar.
Kendilerini diğerlerinden önemli gördüler ama aslında onlar kendilerinden çok diğerlerine mahkumlardır. Ben de farklı değilim onlardan, kendi benliğime ulaşabilmenin tek yolunun başka benliklerle ulaşmak olduğunu anladım sonunda. "Dinlemektir durumların en yücesi, içe açılan tek yol olduğundan"
[Das Motiv çalıyordu arkada, bir karakterin düşünceleri her zamanki gibi]
Sen hiç limonata içtin mi?
Gönderen Crawley 18 Nisan 2010 Pazar zaman: 13:48 0 comments
-İçecek olarak ne var?
-Limonata, diye cevapladı garson.
-Sadece limonata mı var?
-Evet efendim, biz müşterilerimizin sadece lezzetli yemekler yemesini sağlamakla kalmayıp daha iyi bir hayat yaşamalarına yardım ediyoruz.
-Limonatayla mı?
-Evet, bir yerden başlamak gerekir değil mi?
[Aslında başka bir şehirde limondan başka hiç bir şey üretilemiyordur ve tek gelir kaynakları limondur ama bu sene nedenini kimsenin bilmediği bir sebepten dolayı kimse bu limonları almamıştır sonrası bu işte :D]
-Limonata, diye cevapladı garson.
-Sadece limonata mı var?
-Evet efendim, biz müşterilerimizin sadece lezzetli yemekler yemesini sağlamakla kalmayıp daha iyi bir hayat yaşamalarına yardım ediyoruz.
-Limonatayla mı?
-Evet, bir yerden başlamak gerekir değil mi?
[Aslında başka bir şehirde limondan başka hiç bir şey üretilemiyordur ve tek gelir kaynakları limondur ama bu sene nedenini kimsenin bilmediği bir sebepten dolayı kimse bu limonları almamıştır sonrası bu işte :D]
Güneşin Alevi
Gönderen Crawley 16 Nisan 2010 Cuma zaman: 12:21 1 comment
Görevliyi çağırmak için kapıdan çıkmaya çalıştı ama şimdi açılmıyordu kapı. Üstünü değiştirdi ve camdan dışarı çıktı etrafına baktı
bişeyler geliyordu görmüyordu [9 figting theme1] ama kaçmalıydı bunu hissediyordu ayın olduğu yöne doğru koşmaya başladı. Ulaşabilirdi bunu hissediyordu. Arkasına baktı ne kadar uzaklaştığını görmek için, hiç bir şey yoktu sadece boşluk. Gökyüzüne baktı saati anlamak için ama tek gördüğü maviye dönmüş bir aydı. Oturdu yere geçmişti içindeki kaçma hissi ama ya şimdi? Nerdeydi nereye gidiyordu?
"Hoşgeldin"
Arkasını döndü onun geldiği yönden başka bir adam ona doğru geliyordu ve o yeni gelmesine rağmen hoşgeldin diyordu.
"Önce ben gelmedim mi?" diye sordu.
"Evet haklısın ama benden kurtulamazsın her seferinde bana geri dönüyorsun"
"Bu sefer değişiklik yapıcam"
"Nereye gidebilirsin ki? kafanı kaldırdığında benden başka ne görebilirsin ki?"
Diğerini.. ve koşmaya başladı.
Gözünü kapattı elleriyle ovuşturdu görüyordu kıvılcımları, patlamaları, renk oyunlarını, sonra gözlerinin açık olduğunu faretti.
Varmıştı hedefine güneşteydi. Beklediğinden daha farklıydı sayılar uçuşuyordu her yerde sayılar. Parçalandığını hissetti yok gibiydi bir an için sonra her şey olduğunu sandı tüm evren sanki oymuş gibi sonunda yine kendisiydi ama.
bişeyler geliyordu görmüyordu [9 figting theme1] ama kaçmalıydı bunu hissediyordu ayın olduğu yöne doğru koşmaya başladı. Ulaşabilirdi bunu hissediyordu. Arkasına baktı ne kadar uzaklaştığını görmek için, hiç bir şey yoktu sadece boşluk. Gökyüzüne baktı saati anlamak için ama tek gördüğü maviye dönmüş bir aydı. Oturdu yere geçmişti içindeki kaçma hissi ama ya şimdi? Nerdeydi nereye gidiyordu?
"Hoşgeldin"
Arkasını döndü onun geldiği yönden başka bir adam ona doğru geliyordu ve o yeni gelmesine rağmen hoşgeldin diyordu.
"Önce ben gelmedim mi?" diye sordu.
"Evet haklısın ama benden kurtulamazsın her seferinde bana geri dönüyorsun"
"Bu sefer değişiklik yapıcam"
"Nereye gidebilirsin ki? kafanı kaldırdığında benden başka ne görebilirsin ki?"
Diğerini.. ve koşmaya başladı.
Gözünü kapattı elleriyle ovuşturdu görüyordu kıvılcımları, patlamaları, renk oyunlarını, sonra gözlerinin açık olduğunu faretti.
Varmıştı hedefine güneşteydi. Beklediğinden daha farklıydı sayılar uçuşuyordu her yerde sayılar. Parçalandığını hissetti yok gibiydi bir an için sonra her şey olduğunu sandı tüm evren sanki oymuş gibi sonunda yine kendisiydi ama.
Kuşun Takırtısı
Gönderen Crawley zaman: 11:43 2 yorum:
tahtadan yapılmış bir yatak ve dolaptan ibaret küçük bir yatak odasıydı. GÜneş batalı saatler olmuş,bulutsuz gökyüzünde tek görünen dolunay evresindeki aydı.
tak.. tak... takk..diye bir ses duyuldu bu saatte kapıyı vuran kimdi??
tak...
- tamam geliyorum!!
tak...
-kapıyı açtı ama kimse yoktu.
şrakkk...
cam tuzla buz oldu.
Ve siyaha dönmüş gözlerinde kalan tek sey gecelerce rüyasına girecek olan bir kuş siluetiydi...
Karanlıklardan gelen bu kuş neyi anlatıyordu ona?yoksa bir belirsizliğin varoluşu mu??eğer bu kuş gerçekte de bir hayalse,onu rüyalarındaki gerçekliğe inandıran yaşamdaki hangi düşünceydi??
-----hangi paragrafı kimin yazdığı açıkça anlaşılıo sanırım :D tarzlardaki farklılık hoşuma gitti:D
dedi adsız :D Adsızın karizmatik defterine yazılan kısa bir yazı :D
tak.. tak... takk..diye bir ses duyuldu bu saatte kapıyı vuran kimdi??
tak...
- tamam geliyorum!!
tak...
-kapıyı açtı ama kimse yoktu.
şrakkk...
cam tuzla buz oldu.
Ve siyaha dönmüş gözlerinde kalan tek sey gecelerce rüyasına girecek olan bir kuş siluetiydi...
Karanlıklardan gelen bu kuş neyi anlatıyordu ona?yoksa bir belirsizliğin varoluşu mu??eğer bu kuş gerçekte de bir hayalse,onu rüyalarındaki gerçekliğe inandıran yaşamdaki hangi düşünceydi??
-----hangi paragrafı kimin yazdığı açıkça anlaşılıo sanırım :D tarzlardaki farklılık hoşuma gitti:D
dedi adsız :D Adsızın karizmatik defterine yazılan kısa bir yazı :D
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)